29 Ağustos 2012 Çarşamba

Kaçmak Lazım

İnsan. 2 ayak üzerinde durabilen en gelişmiş canlı türü. Dünyada 7 milyar insan olduğunu var sayarsak bunların %97'si çalışıp, evine ekmek getirmek için gece gündüz çalışıyorlar. Belirli bir sistemin parçası olmuş durumdalar. Bu sistem bizi doğumumuzdan ölümümüze kadar takip ediyor. Henüz 7 yaşındayken ilkokul denen bir sistemin içine giriyorsun. Bunun çok bir zararı yok ama ondan sonraki her evre insanı bu sisteme sokmak için çabalıyor. Üniversite sınavına girip, gelecekte yapmak istediğin mesleğin okulunu seçiyorsun. Daha 17 yaşındaki bir insana ne yapacağını sormak ? Anne ve babasının istediği bir bölüme veya puanının yetip istemediği ama etrafındaki insanlar laf etmesin diye bir bölüme girecek. Sonra mezuniyet. Ee ne oldu ? 4 sene okudun. Şimdi erkeksen, sırada askerliğin var. E tamam onu da yaptın. Hadi iş aramaya koyulalım bakalım. İdare edecek bir yer de iş buldun. Yapmak istediklerini asla yapamayacağın bir düzene hoş geldin. Gününün 2/3sini burada geçireceksin. Sonra annen "Bizim Nurdan Teyze'nin torunu" diye cümlelere başlayacak. Tanışacaksın, beğeneceksin. Çünkü ondan başka alternatifin yok. Alternatifi bulacak zamanın bile yok. Evleneceksin. Düğün, dernek derken epey bir belin bükülecek zaten. Sonra bir bakacaksın ki baba olmuşsun. Elinde bebeğin, bir yandan sevinçli, bir yandan üzgünsün. Üzgünsün, çünkü ona bakacak derecede para kazanmıyorsun. Sonra isyan edeceksin. Ama çalışmaya devam edeceksin. Etmek zorundasın. Çocuğun büyüyüp üniversiteyi bitirene kadar çalışmak zorundasın. Sonra emekli olup, hayatın kaymağını yediğini düşüneceksin ama işte orada yanılıyorsun. Sen kendi salaklığının sonuçlarını ayda 800 tl emekli maaşı alarak çekiyorsun. Bak şu dünyaya, kat edilecek o kadar yol varken neden hep aynı yolu seçiyorsun insanoğlu ? Para kadar değerli başka bir şey yok mu sence hayatta ? Bu sanırım bir ruh hali olsa gerek. Herkese nasip olmayan cinsten. Kaçacaksın bu hayattan ve onun getirdiği her türlü sistemsel sorumluluktan. Başka türlü huzura eremezsin çünkü. Kendine bir yol belirleyeceksin ve o yolda ilerleyeceksin tıpkı anka kuşu hikayesindeki 30 kuş gibi. Ama kime anlatıyorum ben bunu ? Sen devam et kendi yolunda. Belki bu sefer beni yanıltırsın.

24 Ağustos 2012 Cuma

Düşünceler Serisi vol. 2

Sorumsuz muyum ? Ya bunun sorumsuzlukla alakası yok. Bu tip şeyler bana ters hepsi bu. İkinci günden hemen evlilikten bahsedilmez ki arkadaş. İnsan korkar haliyle. Bir de ben neden evleneyim ki ? Bugüne kadar hep kafama göre yaşamışken. Karga burnunu alet çantasına koymam lazım. Şu küllüğü de boşalttım mı tamamdır. Bir de format atmam lazım bir ara. Bazen beni en iyi anlayanın Bekir olduğunu düşünüyorum. En azından gözümün içine bakabiliyor. Ya ben daha gencim arkadaş ne evlenmesi ? Korkuyorsun oğlum evlenmekten. Lan ne alakası var korkmakla ? İstemiyorum. Saçma bir şey evlilik denen olay. Aslında sen evlilikten korkuyorsun. Bugüne kadar önüne düzgün bir örneği gelmediği için. Alakası yok. Attığım bir imzayla hayatımı değiştiremem. Dolabımın üstündeki kutuları da ayıklamam lazım. Saat 10:00 olmuş. Bir sigara mı içsem ? Paket pantolonun cebinde. Çok uzak geliyor şu anda. Şu anda ne uzak gelmiyor ki sana ? Bekir sus. Neyse bahaneyle sigarayı kaptık. 2 gün sonra biraz kafamı dağıtacağım oh be. Oğlum senin kafanı rahatlatmanı gerektirecek bir derdin yok ki. Sen kendi kendine kuruyorsun kafanda. Paranoyağım oğlum ben bilmiyor musun sanki ? Bir toparla oğlum kendini. 2 gündür gereksiz bir efkar var üstünde. Nasıl olmasın hacı ? Bugüne kadar savunduğum her şeyi örseleyecek bir durum çıktı karşıma ve insanları kırmak istemediğimden bir şey diyemiyorum. Aslında bütün işin özü bu değil mi ? Sen insanları kırmak istemediğin için katlanıyorsun bunca çileye. Oğlum biraz kendini düşün. İnsanları düşüne düşüne bu hale getirdin bizi. Telefonu şarja tak. Az kaldı şarjı. Diş fırçasını döndürmeye devam. Belgeseli ne zaman çekeceksin Togay ? Neden bekliyorsun ? Bas git çek o belgeseli bir an önce. Aslında benim sorunum ne biliyor musun ? Neymiş ? Yeteri kadar cesaretimizin olmayışı. Bu yüzden hala buradayız. Çekip gitme cesareti olmadı hiç bir zaman oğlum bizde. Togay, şu anda sevdiğin birisi var mı ? Bilmem, duygusal olan taraf sensin. Senin cevap vermen daha mantıklı. Yok. Neyse siktiret bir şey diyecektim, vazgeçtim. Duygusal tarafım, sana verebileceğim en büyük tavsiyem şudur: Baban gibi ol ama onun yaptığı hataları yapma. Bak onu güzel dedin şimdi. Neyse hadi kalk da odayı toplayalım.